Gözünüz lasik için uygun değilse alternatifleriniz var.Bilgi için 0 232 465 05 05 ( Dahili 133 ) arayınız ...     Bıçaksız LASİK olarak bilinen intralase intralasik hastanemizde uygulanmaktadır
Lasik - Wavefront
Intralase
Katarakt
Retina Diyabet
Kontakt Lens
Glokom
Çocuk

RETİNA DİYABET


Retina ve Vitreoretinal Cerrahi Birimi Hizmetleri Doç. Dr. Tansu ERAKGÜN Tarafından Verilmektedir..

DİYABET ve RETİNA



Diabetes mellitus, şeker vücut tarafından gerektiği gibi kullanılamadığı ve depolanamadığı için kan şekeri düzeyinin yükselmesi durumudur. Sonuçta kandaki yüksek şeker seviyesi, tüm vücuttaki atardamar, toplardamar ve kapiller denilen çok ince damarlara zarar verir. Ayrıca böbrek, göz gibi organlarda da istenmeyen değişikliklere sebep olur.
İki tip diyabet mevcuttur. Genç veya çocuk yaşta ortaya çıkan ve insülin denilen şekerin doğru kullanılmasını sağlayan hormonun hiç üretilmediği Tip1 diyabet (insüline bağımlı tip) ve ileri yaşta ortaya çıkan ve insülin mevcut olmasına rağmen dokuların insülin hormonuna yanıtının az olduğu Tip2 diyabet (insüline bağımlı olmayan tip).

Diyabet Retinaya Ne Zaman Zarar Verir?

Diyabet sinsi bir hastalıktır. Hastalar diyabet olduğunu bilmeden uzun yıllar yaşayabilirler. Diyabetin gözde yarattığı hasar olan diyabetik retinopatiye bağlı gelişen görme azalması diyabetin ilk bulgusu dahi olabilir.
Diyabetik retinopati, hem tip1, hem de tip2 diyabette görülebilir. Çoğunlukla, diyabet başlangıcından itibaren 5 yıl kadar diyabetik retinopatiye ait belirti ve bulgu saptanmaz. Diyabet ne kadar uzun süreli ise, göz ve retinada hasar oluşturma riski o kadar fazladır. 25 yıllık bir diyabet hastasında, diyabete bağlı retina hasarı gelişme oranı neredeyse %100’dür. Tedavi edilmediği takdirde, bir kısmında şiddetli derecede, bir kısmında ise çok ağır körlük gelişebilir.


Diyabetik Retinopati Bulguları Nelerdir?
Diyabetik retinopatide erken bulgular küçük damar balonlaşması (mikroanevrizma) ve retina kanamalarıdır. Bu kanamalardan kaynaklanan sıvı sızıntısı sonucunda, makula denilen görme merkezinde ödem denilen sıvı toplanması oluşur ve görme kaybına neden olur.
Zamanla, kontrolsüz seyreden şeker hastalığında gözde görülen bu hasarlar da ilerler. Retinanın oksijensiz kalması sonucunda retinada, istenmeyen yeni damar oluşumları ortaya çıkar. Bu yeni damarlar son derece hassastır ve kanamaya müsaittir. Bu aşamaya gelmiş diyabetik retinopatide bu damarlardan kaynaklanan ani göziçi kanama ile ani görme kaybı oluşabilir.

Diyabetik Retinopatinin Tanı ve Takibinde Hangi Testler Uygulanır?
Diyabetik retinopatide rutin muayene dışında, gerekli görüldüğü takdirde göz anjiyosu (FFA- fundus fluorescein angiography) ve retina tomografisi (OCT- optic coherence tomography) çekmek gerekebilir. Bu testler ile tedavinin gerekip gerekmeyeceği, ne tür bir tedavi uygulanacağı, laser tedavisi uygulanacaksa hangi bölgelere uygulanacağı saptanabilir.

Diyabetik Retinopatisi Tedavisi Nedir?
Diyabetik retinopatinin tedavisi laser fotokoagülasyondur. Göziçi kanama mevcut ise ya da çok ileri evrede ise ameliyat gerekebilir. Son zamanlarda, istenmeyen damar gelişimini önleyici tedavi (anti-VEGF tedavi) de diyabetik retinopatide kullanılmaktadır. Bu tedavide, göziçi kanamanın daha hızlı çekilmesini sağlamak, tekrar kanama riskini azaltmak ve makula bölgesinde görme kaybına neden olan sıvıyı dağıtmak için göze triamsinolon (bir tür kortizon) veya bevacizumab (Avastin, Altuzan) denen bir ilaç enjekte edilmektedir.

Diyabetik Retinopatide Koruyucu Önlemler Nelerdir?
Diyabetik retinopatiden korunmanın en etkili yolu, kan şekerini ideal düzeylerde tutmaktır.
Diyabetli bir hasta senede en az bir kere göz ve retina muayenesinden geçmelidir. Eğer retinada kanamalar başlamış ise muayene araları daha da sıklaştırılmalıdr. Bunun dışında diyabetli bir hasta görmesinde ani azalma ya da kayıp yaşadığı takdirde vakit kaybetmeden bir retina muayenesi olmalıdır.

ARKA VİTREUS DEKOLMANI

Gözküresinin içi, adına “vitreus” denen saydam bir jel-sıvı ile doludur. Sıklıkla, yaşın ilerlemesi ile birlikte, vitreus sıvısı jel kıvamını kaybeder ve büzüşür. Bu büzüşmeyle birlikte vitreus, gözün arka duvarından ayrılır. Bu ayrılma olayına “arka vitreus dekolmanı” adı verilir.
Arka vitreus dekolmanı, ilerleyen yaşın yanı sıra, göze alınan darbeler, yüksek derecede miyopi , birtakım ailesel kalıtımsal hastalıklar, geçirilmiş göz ameliyatları sonrasında da daha erken olarak ortaya çıkabilir.

Arka vitreus dekolmanının belirtileri nelerdir?

Arka vitreus dekolmanı, aşağıdaki belirtileri verebilir:
- Özellikle beyaz, parlak zeminlere bakarken fark edilen uçuşan noktalar, cisimcikler, örümcek ağları
- Işık çakmaları (göz açık ya da kapalıyken görülebilir)

Arka vitreus dekolmanı, gözde yırtık oluşması ile oluşan ve tedavi gerektiren retina dekolmanı ile aynı şey değildir. Bununla birlikte, arka vitreus dekolmanı oluşumu sırasında ve oluştuktan sonra özellikle ilk 12 ay içinde, yırtık oluşma ve retina dekolmanı gelişme riski bir miktar artar. Bu nedenle, arka vitreus dekolmanı belirtileri oluşan bir hasta, mutlaka bir retina muayenesinden geçmelidir.

Eğer retina dekolmanı oluşmuşsa, kısa bir süre içinde tedavi edilmediği takdirde bu durum görme kaybı ile sonuçlanabilir. Bu yüzden retina dekolmanının belirtilerini de bilmek önem taşır. Bu belirtiler şunlardır:
- Göz açık ya da kapalı iken hissedilen ışık çakmaları (arka vitreus dekolmanında olduğu gibi)
- Daha fazla sayıda uçan cisimlerin ani olarak ortaya çıkması
- Görme alanı içinde herhangi bir yönden gelişen gri-siyah perde
- Gözkırpma ile geçmeyen görme bulanıklığı ya da kaybı

Eğer yukarıdaki belirtilerden bir ya da birkaçı mevcut ise, vakit kaybetmeden bir retina muayenesinden geçilmelidir.

RETİNA DEKOLMANI

Gözküresinin içini dolduran vitreus sıvısının büzüşmesi sonucu, jel kıvamındaki bu sıvı gözküresinin arka duvarından ayrılır. Bu duruma arka vitreus dekolmanı adı verilir. Arka vitreus dekolmanı oluşumu sırasında bazı durumlarda retina denilen sinir tabakasında yırtık oluşabilir. Retina yırtığının belirtileri, bir önceki bölümde bahsedilen arka vitreus dekolmanı ile hemen hemen aynıdır. Retina yırtığı oluştuktan sonra, göziçi sıvısı bu yırtıktan retina ile altındaki duvar arasına geçer ve “retina dekolmanı” denilen hastalığa sebep olur.

Retina Dekolmanı Belirtileri Nelerdir?

Retina dekolmanı, görme kaybı ile sonuçlanabilen ve aciliyet gösteren bir hastalıktır. Bu yüzden belirtileri önem taşır. Bu belirtiler şunlardır:
- Göz açık ya da kapalı iken hissedilen ışık çakmaları (arka vitreus dekolmanında olduğu gibi)
- Daha fazla sayıda uçan cisimlerin ani olarak ortaya çıkması
- Görme alanı içinde herhangi bir yönden gelişen gri-siyah perde
- Gözkırpma ile geçmeyen görme bulanıklığı ya da kaybı

Eğer yukarıdaki belirtilerden bir ya da birkaçı mevcut ise, vakit kaybetmeden bir retina muayenesinden geçilmelidir.

Retina Yırtığının Tedavisi Nedir?

Retina yırtığının erken saptanması ve retina dekolmanı gelişmeden tespit edilip tedavi edilmesi son derece önemlidir. Retina yırtığının belirtileri ışık çakmaları ve uçuşan cisimlerdir. Bu belirtiler olduğu takdirde, mümkün olduğu kadar çabuk bir retina muayenesinden geçilmelidir.
Eğer muayene sırasında bir retina yırtığı saptandı ise ve bu yırtığın retina dekolmanına sebep olabileceğinden şüphe ediliyorsa tedavi edilmesi gereklidir. Tedavide yırtık laser ile kapatılmaktadır.

Retina Dekolmanı Tedavisi Nedir?

Retina dekolmanı geliştiyse, cerrahi müdahele yani ameliyat gereklidir. Ameliyat yöntemi, retina dekolmanına sebep olan retina yırtığının sayısına, büyüklüğüne, yerine, şekline ve retina dekolmanının süresine göre değişebilmektedir.
- Dıştan çökertme yöntemi (skleral çökertme yöntemi):
Dekolman cerahisinde kullanılan en eski yöntemdir. Retina yırtığı bölgesine denk gelecek şekilde, gözküresinin dış duvarına sert silikondan bir parça konarak çökertme uygulanır ve dıştan bu uygulama ile retina yırtığı kapatılır. Retina yırtığı dıştan yapılan bu müdahele ile kapandığı takdirde, retina dekolmanı sıvısı (retina altında biriken sıvı) göz tarafından kısa bir süre içinde emilir ve iyileşme tamamlanır.
- Vitrektomi:
Eğer retina dekolmanına sebep olan yırtıklar çok sayıda ise, büyükse, yerleşimleri alışılandan farklı ise, yırtık saptanamıyor ise, eşlik eden başka hastalıklar varsa (göziçi kanaması gibi) ya da üzerinden zaman geçmiş ise vitrektomi ameliyatı uygulamak gerekebilir. Vitrektomi ameliyatında retina dekolmanına gözün içinden müdahele edilir. Bunun için gözküresine küçük delikler açılarak, birtakım kesici ve aspire edici çubuklar (prob) ve ışık kaynakları yardımıyla vitreus sıvısı temizlenir, retina altında biriken sıvı aspire edilir, yırtıklar kapatılır, laser tedavisi uygulanır. Ameliyatın sonunda, uygulanan laser tedavisinin yırtık bölgesini yapıştırması ve bu etkinin devam etmesi için göziçine bir tampon maddesi vermek gerekir. Duruma göre bu tampon maddesi hava ve benzeri gazlar, ya da silikon yağı olabilir. Ameliyat sonrası hastanın bir süre koruyucu gözdamlası kullanması ve belirli bir baş pozisyonunda yatması gereklidir.

Retina Yırtığı ve Retina Dekolmanı Riski Açısından Kimler Retina Muayenesi Olmalıdır?

Gözünde ışık çakması ve ani uçuşan cisimler beliren kişiler mutlaka retina yırtığı açısından muayene olmalıdır. Özellikle yüksek miyopisi olanlar, gözüne darbe almış kişiler, önceden katarakt ameliyatı gibi göz ameliyatı geçirmiş olanlar, ailesinde retina yırtığı sebebiyle laser tedavisi ya da retina ameliyatı öyküsü olanlar, diğer gözünde retina yırtığı sebebiyle laser tedavisi ya da retina ameliyatı öyküsü olanlar bu tip ışık çakması ve uçuşma şikayetlerini ciddiye almalı ve mutlaka en kısa zamanda retina muayenesinden geçmelidir.

YAŞA BAĞLI MAKULA DEJENERESANSI (SARI NOKTA HASTALIĞI)

Sarı nokta hastalığı, Türkiye’de, tüm dünyada olduğu gibi 55-60 yaş üzeri yaş kitlesinde en sık görme kaybı yaratan hastalıkların başında gelir. Sarı nokta hastalığı olan kişiler, okuma, araba kullanma, kişilerin yüzlerini seçme, televizyon seyretme gibi günlük işleri yapmakta sorun yaşarlar. Bunla birlikte, hastalığın ileri evresinde bile kişi tamamen körlük yaşamaz, merkezi görme dışındaki görüş alanı ile günlük hayatını idame ettirir.

Sarı Nokta Hastalığı Nedir?

Gözün retina tabakası, dışarıdan gelen ışığı fark eden ve bunu beyne ileten, sinir hücrelerinden oluşmuş bir tabakadır. Gözü bir fotograf makinesine benzetecek olursak retina, makinenin içindeki film şerididir. Makula bölgesi, bu tabakanın tam ortasında yer alır. Makula bölgesinin de tam ortasında, ışığın odaklandığı ve yaklaşık iğne başı çapında fovea bölgesi bulunur. Fovea bölgesi, ya da halk arasındaki tabiriyle “sarı nokta”, retina tabakasının merkezi görme ve ayrıntılı görmeden sorumlu en önemli bölgesidir. Sarı nokta hastalığında kişi, şekillerde distorsiyon (bozukluk) ve görme kaybı yaşar.
Retina tabakası her ne kadar kendi içinde damar tabakası barındırsa da, büyük oranda hemen altında yer alan damardan zengin bir tabakadan beslenir. Bu iki tabaka arasında da ince bir zar mevcuttur ve iki tabaka arasında bariyer filtresi görevi görür. Hayat boyunca, sarı nokta bölgesinde, ışığın da toksik etkisiyle biriken artık maddeler, belli bir mekanizma ile bu bölgeden temizlenir ve altındaki damardan zengin tabakaya iletilir ve kan yoluyla uzaklaştırılır.
Sarı nokta hastalığında, sıklıkla 50-55 yaşından sonra bazı kişilerde, tabakalar arasındaki artık maddeler, sebebi henüz bilinemeyen bir sebeple bu bölgeden uzaklaştırılamaz hale gelir ve bu bölgede birikerek birtakım istenmeyen olayları tetikler. Bu şekilde hastalık başlamış olur.
Sarı nokta hastalığı kuru tip ve yaş tip olmak üzere ikiye ayrılır. Kuru tipte bu bölgede hücrelerde biriken artıklar sebebiyle belli oranda kayıp yaşanır. Yaş tipte ise, sarı noktanın hemen altında, tabakalar arasında istenmeyen damar tomurcukları oluşur. Oluşan bu damar tomurcuklarından çok kısa bir sürede sızıntısı ve kanamalar oluşur ve görme kayıpları başlar. Tüm sarı nokta hastalıklarının %90’ı kuru tip olmasına rağmen, sarı nokta hastalığının yol açtığı görme kayıplarının %90’ından yaş tip sorumludur. Yani daha az sıklıkla görülmesine rağmen daha fazla görme kaybına yol açar. Kuru tip olarak başlayan bir sarı nokta hastalığı, zamanla yaş tipe dönebilir. Bu yüzden düzenli kontroller şarttır.

Sarı Nokta Hastalığı’nın Belirtileri Nelerdir?

Hastalık yaş tipe dönüştüğü takdirde, erken belirtiler düz çizgilerde distorsiyon (bozukluk, yamulma) hissi ve görme miktarında azalmadır. Çizgilerde bozukluk hissinin saptanabilmesi için, hastalara kendilerini zaman zaman test etmeleri için ızgara desenli basit bir kart verilir. Bu karta Amsler kartı denir (Şekil1). Hasta, yakın gözlüğünü takarak her bir gözünü tek tek kapayarak elindeki Amsler kartının orta noktasına bakar ve bu kartı oluşturan çizgilerde herhangi bir şekil bozukluğu olup olmadığını test eder. Yaş tip sarı nokta hastalığında düz çizgilerde distorsiyonu bu sayede fark edebilir (Şekil2). Her zamankinden farklı bir görüntü fark edildiği takdirde, vakit kaybetmeden bir retina muayenesi olunmalıdır.

Şekil1. Hastanın kendi kendini test edebileceği Amsler kartı



Şekil2. Yaş tip sarı nokta hastalığında hastanın görebileceği şekil bozukluğu örneği

Sarı Nokta Hastalığında Diğer Göz Etkilenir mi?
Sarı nokta hastalığı her iki gözü de etkileyen bir hastalıktır. Ancak sıklıkla bir gözdeki durumu, diğerinden daha ağırdır.

Koruyucu Önlemler var mıdır? Varsa nelerdir?
Her ne kadar kuru tipten yaş tipe geçişi önlemek tamamen mümkün olmasa da, yaşam tarzında ve beslenme tarzında birtakım değişiklikler hastalığın daha ciddi evrelere ilerleme riskini azaltmaktadır.
Sigara kullanımının bu hastalığın ilerlemesindeki rolü kanıtlanmıştır. Eğer hasta sigara kullanıyorsa, bir an önce bırakmalıdır. Ayrıca koyu yeşil lifli sebze ve meyve tüketiminin hastalığın seyrini yavaşlattığı çalışmalarla kanıtlanmıştır.
Ayrıca, bu hastalıkla ilgili yapılan öok merkezli ve geniş çaplı çalışmalarda, bazı anti-oksidan vitamin ve mineral içeren ilaçların kuru tipten yaş tipe geçiş riskini ve dolayısıyla görme kaybı riskini azalttığı kanıtlanmıştır. Bu çalışmalarda önerilen vitaminler şunlardır:
500mg C vitamini
400 IU E vitamini
15mg Beta karoten
80 mg çinko oksid
2mg bakır oksid

Vitamin/ mineral kombinasyonlarını almadan önce mutlaka göz doktoruna danışmak gerekir. Bu konuda birtakım ek önerileri olabilir (örneğin sigara içicilerin beta-karoten kullanmaması gerekir, E vitamininin 400 IU’yi geçmemesi gerekir gibi).

Yaşa Bağlı Makula Dejeneresansı (Sarı Nokta Hastalığı) İçin Risk Faktörleri

  • Ailede sarı nokta hastalığı bulunması
  • Sigara kullanımı
  • Yüksek kol tansiyonu ve yüksek lipid-kolesterol
  • Şişmanlık (obezite)

Sarı Nokta Hastalığı’ndan Korunmak İçin Ne Yapılmalıdır?

  • Sigara içilmemeli
  • Yeşil lifli meyve ve sebzeden zengin, haftada en az 1-2 kez balık içeren beslenme düzenine geçilmeli
  • Trans yağlar içeren kızartma türü gıdalardan uzak durulmalı, zeytinyağı kullanımı artırılmalı
  • Normal lipid- kolesterol ve kol tansiyonu değerlerine inilmeli
  • Kilo kontrolü yapılmalı
  • Egzersiz alışkanlığı kazanılmalı
  • Eğer kuru tip sarı nokta hastalığı başlamışsa, doktor önerisiyle olmak kaydıyla yukarıda bahsedilen vitamin ve mineral içeren kombinasyon haplarına geçilmeli
  • Ailede sarı nokta hastalığı ya da sayılan diğer risk faktörleri mevcut ise belirli aralıklarla düzenli retina muayenesinden geçilmeli.

Sarı Nokta Hastalığı Tedavisi Nedir?

Kuru tipten yaş tipe geçmiş sarı nokta hastalığı acil tedavi gerektiren bir durumdur. Yakın zamana kadar bu hastalıkta uygulanan tedaviler yüz güldürücü sonuçlar vermezken, bugün için gelişen teknolojiler ve yeni tedavi şekilleri ile son derece başarılı sonuçlar alınmaktadır.
Yaş tip sarı nokta hastalığında tedavide amaç, hastalığa neden olan tabakalar arasındaki istenmeyen damar tomurcuklarının, sıvı sızıntılarının ve kanamaların kurutulmasıdır. Bunun için farklı tedavi seçenekleri mevcuttur.

Laser Tedavisi
Yaş tip sarı nokta hastalığında uygulanan en eski tedavi yöntemidir. Laser tedavisi uygulanabilen durumlar bugün için sınırlıdır. Tüm yaş tip sarı nokta hastalarının yaklaşık %15’i standart laser tedavisine müsaittir. Laser tedavisi uygulanan hastalarda %50 oranında damar tomurcuğu yeniden aktive olabilmektedir.

Fotodinamik Tedavi (PDT)

Standart laser tedavisinden sonra geliştirilen ve yaklaşık 10 senedir uygulanan bir tedavi yöntemidir. PDT’de verteporfin (Visudyn) denilen bir madde koldan iğneyle verilerek bu ilacın gözde hasarlı dokuya bağlanması sağlanır. Ardından özellikli bir laser tedavisi 83 saniye boyunca göze uygulanır. Yaş tip sarı nokta hastalığının bazı tiplerinde etkilidir. Genellikle görme artışı sağlamaz, 1 yıllık tedavi süresinde mevcut görmeyi koruma oranı yaklaşık %50-60’tır. İlerleyen yıllarda bu oran düşer. Bugün için sadece uygun vakalarda olmak üzere  nadiren tek başına kullanılır. Bunun dışında aşağıdaki bölümde bahsedilen, gözün içine enjeksiyon (zerk) yoluyla verilen yeni ilaçlar ile birlikte kombine kullanılabilir.

Damar Gelişimini Önleyici Tedavi (Anti-VEGF tedavi)
Günümüzde yaş tip sarı nokta hastalığında en etkin görünen ve en son gelişen tedavi yöntemidir. Bevacizumab (Avastin, Altuzan), ranibizumab gibi etken maddelerden oluşur.
Yaş tip sarı nokta hastalığında, gözün arka duvarını oluşturan tabakalar arasında istenmeyen damar tomurcukları oluşmaktadır (bakınız Sarı Nokta Hastalığı Nedir?). Bu damar tomurcuklarının oluşumunda, o bölgeye etki eden damar büyüme faktörleri rol oynamaktadır. Yaş tip sarı nokta hastalığında damar gelişimini önleyici tedavi ile bu büyüme faktörleri etkisiz hale getirilmekte ve oluşan damar tomurcuğu ortadan kaldırılmakta, sızıntı ve kanama önlenmektedir. Bu tedavide bevacizumab (Avastin, Altuzan) gibi ilaçlar, göze doğrudan enjekte edilmek suretiyle verilir.
Bu tedavi ile, yaş tip sarı nokta hastalığında 1 yıllık sürede mevcut görmeyi koruyabilme oranı, %90’ın üzerindedir. Yine aynı sürede görme artışı sağlayabilme oranı %30’lar cıvarındadır. Görme kaybının önlenmesi ve hatta görme artışı sağlanabilmesi için, yapılan bu enjeksiyonlar sıklıkla belli aralıklarla tekrarlanır.

Takipte neler yapılmalıdır?

Sarı nokta hastalığı, ister kuru tip, ister yaş tip olsun, düzenli takip gerektiren bir hastalıktır. Teşhis aşamasında ve takipte mutlaka göz anjiyosu (FFA- fundus fluorescein angiography) ve retina tomografisi (OCT- optic coherence tomography) çekilmelidir.

YENİDOĞAN RETİNOPATİSİ (ROP- PREMATÜR RETİNOPATİSİ

Günümüzde gelişen teknoloji ile, yenidoğan bakım üniteleri sayesinde giderek daha küçük doğum ağırlıklı ve vaktinden çok önce doğmuş bebekler yaşatılabilmektedir. Ancak doğum sonrası dönemde özellikle gözün gelişimi, diğer doku ve organlardan farklılık göstermektedir. Hamileliğin son 12 haftası, gözün retina tabakası ve damarlarının gelişiminin hızlandığı önemli bir dönemdir. Prematür (erken doğan) bebeklerde retina ve damarlar ulaşmaları gereken bölgeden daha kısa kalırlar ve gelişemezler. Bebek dünyaya gelince bu gelişmemiş damarlardan anormal yeni damar oluşumları ortaya çıkar. Bu yeni damar oluşumları kanamaya ve retina dekolmanı denilen komplikasyona müsait damarlardır.
Özellikle 32 haftadan küçük, 1500gr.ın altında doğum ağırlığına sahip, kuvöz ortamında yoğun oksijen tedavisi almış, solunum problemi geçirmiş, kafaiçi kanaması olan, enfeksiyon geçirmiş, kansızlığı (anemisi) olan prematür bebeklerde prematür retinopatisi gelişme riski yüksektir.
Yukarıdaki kriterlerden bir ya da birkaçına uyan bebeklerin mutlaka ayrıntılı bir retina muayenesinden geçmesi gerekir. Bu retina muayenesi, mutlaka doğumdan sonra 4. hafta ile en geç 6. hafta arasında yapılmalıdır. Bu muayenelerde eğer doktorunuz hastalığın durumunda bir ilerleme görürse tedavi önerebilir. Prematür retinopatisinde tedavi laser ile yapılır. Amaç, yeni damar oluşumlarından yukarıda bahsedilen kanama ve dekolman gibi komplikasyonların gelişmesini önlemektir.
Laser tedavisinin etkisiz kaldığı, ya da tedavide geç kalındığı durumlarda gözdeki kanama ve retina dekolmanı için vitrektomi ameliyatı gerekebilir.
Prematür retinopatisinde ameliyat ihtiyacının ortaya çıkmaması için, erken doğan bebeklerin mutlaka zamanında retina muayenesinden geçmesi ve gerekli takiplerinin yapılması gereklidir.
Prematür retinopatisi öyküsü olan çocuklarda erken yaşta gözlük kullanma ihtiyacı yaşıtlarına göre daha yüksektir. Bu yüzden 2-3 yaştan itibaren gözlük kontrollerinin yapılması gerekir. Prematür retinopatisi öyküsü olan erişkinlerde de retina dekolmanı gelişme riski normalden fazladır. Bu yüzden yıllık kontrollerin yapılması gereklidir.

MAKULA DELİĞİ (MAKULER HOLE)

Gözün retina tabakası, dışarıdan gelen ışığı fark eden ve bunu beyne ileten, sinir hücrelerinden oluşmuş bir tabakadır. Gözü bir fotograf makinesine benzetecek olursak retina, makinenin içindeki film şerididir. Makula bölgesi, bu tabakanın tam ortasında yer alır. Makula bölgesinin de tam ortasında, ışığın odaklandığı ve yaklaşık iğne başı çapında fovea bölgesi bulunur. Fovea bölgesi, ya da halk arasındaki tabiriyle “sarı nokta”, retina tabakasının merkezi görme ve ayrıntılı görmeden sorumlu en önemli bölgesidir.
Makula deliği, görme merkezinin tam ortasında oluşan delinmedir. Makula deliği gelişen hastalarda, görme merkezinde siyah bir leke oluşur ve görmeyi oldukça etkiler. Kişilerin yüzlerini seçme, gazete okuma gibi ayrıntılı görme işlevleri oldukça etkilenir. Diğer retina bölgeleri normal olduğu için çevresel görme bundan etkilenmez.
Makula deliğine yol açan faktörler tam olarak bilinmese de, gözün yaşla birlikte yaşadığı birtakım değişiklikler rol oynamaktadır. Vitreus denilen göziçi sıvısı zamanla büzüşerek görme merkezine bir çekinti kuvveti uygular ve bu bölgede delik oluşturur.
Makula deliğinin en sık sebebi idiyopatik denilen ve hiçbir nedene bağlı olmadan kendiliğinden ortaya çıkan durumdur. Yaşın bunda etkisi vardır. Bunun dışında göze alınan travmalar da makula deliğine sebep olabilir. Eğer bir gözde kendiliğinden makula deliği oluşmuşsa, diğer gözde de görülme olasılığı sağlıklı bireylerden yüksektir.
Makula deliğinin ilaçla tedavisi mümkün değildir, vitrektomi denilen ameliyat uygulanır. Vitrektomi ameliyatında vitreus sıvısı temizlenir, makula bölgesinde yer alan ve çekintilere yol açan ince zarlar soyulur, ardından göziçine havaya benzer bir gaz enjekte edilir. Ameliyat sonrasında göziçinde yer alan gaz nedeniyle hastanın görmesi birkaç hafta boyunca düşük olacaktır. Gaz kendiliğinden gözden çekilip gözsıvısı bunun yerini aldıkça, hastanın görmesi de düzelir. Ameliyatın başarı oranı, yani makula deliğinin kapanma olasılığı %80-90 cıvarındadır. Ancak travma olgularında, uzun süreli deliklerde, geniş çaplı deliklerde bu başarı oranı düşer.
Makula deliği ameliyatı lokal ya da genel anestezi altında yapılabilir. Makula deliğinin kapanma şansını artırmak için, ameliyattan sonra hastalara birkaç gün boyunca yüz aşağı    pozisyonda yatış uygulanır.

EPİRETİNAL MEMBRAN (Macular pucker)

Gözün retina tabakası, dışarıdan gelen ışığı fark eden ve bunu beyne ileten, sinir hücrelerinden oluşmuş bir tabakadır. Gözü bir fotograf makinesine benzetecek olursak retina, makinenin içindeki film şerididir. Makula bölgesi, bu tabakanın tam ortasında yer alır. Makula bölgesinin de tam ortasında, ışığın odaklandığı ve yaklaşık iğne başı çapında fovea bölgesi bulunur. Fovea bölgesi, ya da halk arasındaki tabiriyle “sarı nokta”, retina tabakasının merkezi görme ve ayrıntılı görmeden sorumlu en önemli bölgesidir.
Epiretinal membran, makulanın tam üzerinde oluşan bir zardır. Oluşan bu zar, altındaki makula bölgesinde çekintilere neden olur ve normalde pürüzsüz bir yüzeye sahip olan makulada kırışıklığa yol açar.
Epiretinal membranın en sık sebebi, yaşla birlikte göziçi sıvısında meydana gelen değişikliklerdir. Vitreus denilen göziçi sıvısının büzüşerek makulada çekinti ve kırışıklık yapar.
Epiretinal membran gelişen hastalarda görmede azalma, çarpık ve yamuk görme başlıca şikayetlerdir.
Epiretinal membranın ilaçla tedavisi mümkün değildir, vitrektomi denilen ameliyat uygulanır. Epiretinal membran ameliyatı lokal ya da genel anestezi altında yapılabilir.
Vitrektomi ameliyatında vitreus sıvısı temizlenir, makula bölgesinde yer alan ve çekintilere yol açan zarlar soyulur. Epiretinal membran cerrahisi genellikle yüz güldürücü bir ameliyattır. Görme oranında artış 6 ay ile 1 yıl arasında devam eder.

Ana Sayfa   ::  Hakkımızda  ::  Hizmetlerimiz  ::  Haberler  ::  Medikal Kadro   ::  Anlaşmalı Kurumlar   ::  Hasta Bilgilendirme   ::  İletişim   ::  Site Haritası 

Kaskaloglu Goz Hastanesi - 1400 Sok. No:10 Alsancak IZMIR - TURKEY  info@kaskaloglu.com  Tel : +90 232 465 05 05 Faks : +90 232 465 05 06